TİCARİ SÖZLEŞMELERDE 5 KRİTİK RİSK
Ticari sözleşmeler, yalnızca hak ve borçların listelendiği metinler değil, taraflar arasındaki ekonomik ve operasyonel risklerin dağıtıldığı hukuki metinlerdir. Basiretli tacir yükümlülüğü (TTK m. 18/2), cezai şartın indirilememesi, (TTK m. 22), katı bildirim şekil şartları (TTK m. 18/3), genel işlem koşulu denetimi (TBK m. 20-21) ve ticari faiz serbestisi (TTK m. 8), ticari hayatın kritik risklerini oluşturmaktadır.
Sözleşme risklerinin başarıyla yönetilebilmesi; teslim terimleri, ödeme koşulları, ifa engeli maddeleri, bağımsız teminat mekanizmaları ve uyuşmazlık çözüm klozlarının birbirini tamamlayan entegre bir sistem olarak tasarlanmasına bağlıdır. Tacirlerin, sözleşme hazırlık safhasında soyut şablon hükümler yerine, normatif mevzuat sınırlarını ve muhtemel ekonomik dalgalanmaları hesaba katan somut klozları sözleşmeye eklemeleri elzemdir. Bu kapsamda bu makalede Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Yargıtay Daireleri ve Bölge Adliye Mahkemeleri kararları ışığında ticari sözleşmelerde karşılaşılan 5 kritik riski, yargı uygulamalarındaki yansımalarını anlatmaya çalıştık.
1-Basiretli Tacir Yükümlülüğü ve Aşırı İfa Güçlüğü / Uyarlama Riski
Yargı kararlarında basiretli tacir kavramı (TTK m. 18/2), tacirin kendi ticari faaliyet alanı içindeki piyasa hareketlerini, fiyat ve kur dalgalanmalarını, mevzuat ve konjonktür risklerini önceden tahmin etmek ve buna uygun tedbirleri almakla yükümlü olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Bu kapsamda TBK m. 138'in uygulanabilmesi için aranan "öngörülemeyen ve öngörülmesi beklenmeyen olağanüstü durum" kriteri, tacirler bakımından son derece katı ve dar uygulanmaktadır. Doktrindeki baskın görüşe göre, tacirler kural olarak kur artışlarını veya genel ekonomik krizleri öngörmek zorundadır. Ancak uzun vadeli sözleşmelerde (örneğin doğal gaz tedariki veya büyük altyapı projeleri) dengenin bir taraf aleyhine katlanılamaz derecede bozulması halinde, aşırı ifa güçlüğü klozlarının (hardship) sözleşmesel olarak düzenlenmesi gerekliliği ortaya çıkarabilmektedir. Nitekim 6098 sayılı TBK m. 138: "Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır." hükmü bulunmaktadır. Ancak yukarıda da bahsedildiği üzere TTK m.18/2 uyarınca basiretli tacir kendi ticari faaliyet alanı içindeki piyasa hareketlerini, fiyat ve kur dalgalanmalarını, mevzuat ve konjonktür risklerini önceden tahmin etmek ve buna uygun tedbirleri almakla yükümlüdür. Diğer yandan ticari hayatta kural olarak ahde vefa ilkesi geçerlidir. Hukuk Genel Kurulu'nun 25.01.2022 tarihli ve E. 2019/58, K. 2022/40 sayılı kararında ifade edildiği üzere; "Sözleşmelerin temel prensibi tarafların taahhüt ettikleri edimi ifa etmekle yükümlü olmasıdır. Buna “sözleşmeye bağlılık” (ahde vefa, pacta sunt servanda) ilkesi denir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 02.12.2025 tarihli ve E. 2025/1651, K. 2025/4133 sayılı ilamında da "sözleşmeye bağlılık ilkesinin esas olduğu" ve tacirlerin faaliyetlerinde "basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiği" vurgulanmıştır. Dolayısıyla ekonomik krizler, kur dalgalanmaları ve distribütörlük fesihleri basiretli tacir için öngörülebilir sayılır; uyarlama ve TBK m. 138 talepleri çok dar uygulanır.
Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 07.05.2025 tarihli ve E. 2024/4546, K. 2025/3145 sayılı kararında; "tacir olan davacının ülkemizde zaman zaman yaşanan işbu nevideki krizlerin yaşanabileceği olgusu ve bilinciyle ticari faaliyetini sürdürmesi gerektiği, işbu durumun davacı tarafça öngörülemeyecek ve sözleşmenin uyarlanmasını gerektirir sebeplerden olmadığı" açıkça belirtilmiştir. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 16.06.2022 tarihli ve E. 2020/356, K. 2022/1029 sayılı kararında da tacirin "basiretli bir tacir gibi davranıp, piyasada meydana gelmesi muhtemel değişiklikleri dikkate alarak fiyat teklifinde bulunması, döviz kurlarında artış meydana gelebileceği ve bunun dövizle alınan malların fiyatlarına yansıyacağını öngörmesi gerektiği" ve dava dosyasında "TBK'nın 138. maddesine göre sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması talebinde bulunulabileceği ancak, davacı tarafça bu yönde yapılmış bir talebin de bulunmadığı" tespiti yapılmıştır. Bu sebeple sözleşme görüşmeleri sırasında aşırı ifa güçlüğüne yol açabilecek risklerin belirlenmesi ve bu risklerin gerçekleşmesi hâlinde uygulanacak uyarlama, yeniden müzakere ve gerektiğinde sözleşmenin sona erdirilmesine ilişkin mekanizmaların açıkça düzenlenmesi, etkin bir sözleşmesel risk yönetimi bakımından önem taşımaktadır.
2-Ağır Cezai Şart ve Mahkemeden İndirim İsteyememe Riski
Türk Borçlar Kanunu m. 182/3'teki hâkimin aşırı cezai şartı kendiliğinden indirme yetkisine TTK m. 22 ile getirilen istisna uyarınca, tacir borçlu fahiş cezai şartın indirilmesini talep edememekte; TBK m. 179 kapsamındaki seçimlik ve kümülatif ceza ayrımları ciddi mali yükler yaratmaktadır. Nitekim 6102 sayılı TTK m. 22: "(1) Tacir sıfatını haiz borçlu, Türk Borçlar Kanununun 121 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ve 525 inci maddesinde yazılı hâllerde, aşırı ücret veya ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemez." Ticari sözleşmelerde basiretli tacir sıfatını haiz borçlu, serbest iradesiyle kabul ettiği cezai şartın fahiş olduğu iddiasıyla TBK m. 182/3 indiriminden TTK m. 22 uyarınca yararlanamamaktadır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 12.06.2025 tarihli ve E. 2021/2192, K. 2025/1032 sayılı kararında; tacirin "TTK 18 maddesi uyarınca basiretli tacir olarak davranma yükümlülüğü" altında olduğu, "davalının sözleşme geriğini tam olarak yerine getiremediği ve toplam 58 adet stant/çadırı kiralamadığı", hasılat paylaşımında "sözleşme kapsamında davalının fiilen kiraladığı 28 çadırdan elde ettiği 85.500 TL toplam bedel üzerinden çadır başına ortalama kira bedelinin" esas alındığı ve "sözleşme hükümlerinin hukuki yorumu mahkemeye ait olup, davalı tarafından sözleşme ile üstlenilen yükümlülükler dikkate alınarak sonuca gidilmiştir" tespiti yapılmıştır.
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 16.06.2022 tarihli ve E. 2020/356, K. 2022/1029 sayılı kararında cezai şart ve teminat yaptırımlarına ilişkin olarak; "işin sözleşme koşullarına uygun olarak yerine getirilmemesi halinde sözleşme iptal edilerek kesin teminatın alıcı tarafından nakde çevrilerek bloke tutulacağı ve gerek tekliften rücu edilmesi ve gerekse de sözleşmenin iptali hallerinde ihtiyacın karşılanmaması veya alıcı tarafından belirlenecek herhangi bir ihale usulü ile kısmen veya tamamen üçüncü şahıslardan sağlanması sonucu doğacak fiyat farkları ile diğer zarar ziyanın satıcı teminatından karşılanacağı" şeklindeki sözleşme klozlarının geçerliliği ve bağlayıcılığı teyit edilmiştir.
3-Fesih, Dönme ve Temerrüt İhbarlarında Şekil Şartı Riski
6102 sayılı TTK m. 18/3: "(3) Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır."
Tacirler arasındaki fesih, dönme veya temerrüt işlemlerinin TTK m. 18/3'te öngörülen geçerlilik/ispat şekline uygun yürütülmemesi, fesih iradesinin geçersiz sayılmasına veya haksız fesih tazminatına yol açmaktadır. Nitekim Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 10.07.2025 tarihli ve E. 2024/502, K. 2025/1068 sayılı kararında; ilk derece mahkemesinin aksine "davacı tarafından gönderilen 02/07/2021 tarihli e-mailin fesih iradesi taşımadığı" ve geçerli feshin davalı şirketin ihtarname tarihiyle doğduğu belirtilmiştir. Aynı kararda "davalının haksız fesih nedeniyle cezai şart alacağı olarak teminatı irat kaydedebileceği", sözleşmeye taraf olmayan şirket yönünden "bu sözleşmeden kaynaklı akdi ilişkinin bulunmadığı", ayrıca "davalının zarar iddiasını usulünce ispatlayamadığı" ve defter kayıtlarındaki uyumsuzluğun "davalının tanzim ettiği 647.250,87 TL bedelli nakliye farkı zarar bedelli açıklamalı faturanın davacı defterlerinde kayıtlı olmamasından" kaynaklandığı ifade edilmiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi'nin 28.02.2025 tarihli ve E. 2022/1336, K. 2025/214 sayılı kararında ise sözleşmede öngörülen ihbar ve düzeltme (cure period) mekanizmalarına uyulmasının zorunluluğu incelenmiştir. Kararda; "01.02.2017 tarihli risk paylaşım sözleşmesinin teminat başlıklı 16. maddesinde 'İşbu Sözleşme ve Protokoller kapsamında tarafların birbirlerinden teminat talep etme hakkı saklıdır. Taraflardan herhangi birinin yapılmış ve yapılacak protokoller dahilinde teminat talebi olması durumunda, taraflar teminat talebi bildiriminin madde 10'da belirtilen usullere göre yapıldığı tarihten itibaren 5(beş) iş günü içinde karşılıklı olarak birbirlerine teminat sunmakla yükümlü olduğu, ilgili teminat mektubu belirlenen süreler dahilinde taraflardan birine sağlanamaz ise, teminat sağlanamayan taraf protokolleri tazminalsız fesih etme hakkına sahiptir.' düzenlemesi bulunduğu", "sözleşmenin 12.2 maddesinde sözleşmenin ve/veya protokolün bir tarafça ihlali ve bu durumun diğer tarafça yapılacak ihtarı takip eden 3 iş günü içerisinde düzeltilmemesi halinde ihlalde bulunmayan tarafın ihlal edilen sözleşmeyi ve/veya protokolleri tazminatsız feshetme hak ve yetkisine sahip olacağı" ve "sözleşmenin fesih tazminatı başlıklı 14. maddesinde ise fesih tazminatının madde 12 uyarınca sözleşmenin ve/veya yapılabilecek protokollerin süresinden önce sona ermesi halinde sona ermesine sebebiyet veren tarafın veya sözleşmenin ve/veya yapılabilecek protokollerin madde 13 uyarınca feshi halinde, faturayı ödemeyen tarafın, diğer tarafa ödemesi gereken... mali kayıp bedellerinin toplamı olduğunun belirtildiği" değerlendirilerek usule ve şarta uyulmaksızın fesih tazminatına hak kazanılamayacağı belirtilmiştir. TTK m. 18/3 uyarınca tacirler arası temerrüt, fesih ve dönme bildirimlerinin noter, taahhütlü mektup, telgraf veya KEP (güvenli elektronik imza ile) aracılığıyla yapılmaması, bildirimi geçersiz kılmakta veya haksız fesih tazminatlarına yol açtığı unutulmamalıdır.
4-Genel İşlem Koşulları ve Yazılmamış Sayılma Riski
TBK m. 20 ve m. 21 çerçevesinde, standart/tip sözleşmelerde yer alan ve karşı tarafın aleyhine tek taraflı konulan, müzakere edilmeyen veya işin niteliğine yabancı olan kayıtların yazılmamış sayılması yaptırımı, sözleşmesel koruma mekanizmalarını hükümsüz kılabilmektedir. 6098 sayılı TBK m. 20: "Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme metninde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem taşımaz. Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem koşulu sayılmasını engellemez. Genel işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı bir sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine ilişkin kayıtlar, tek başına, onları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz. Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de, niteliklerine bakılmaksızın uygulanır." 6098 sayılı TBK m. 21: "Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır. Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nin 30.09.2021 tarihli ve E. 2020/420, K. 2021/1134 sayılı kararında açıklandığı üzere, ticari sözleşmelerde "genel işlem koşulları" bulunması tek başına sözleşmeyi geçersiz kılmaz; ancak karşı taraf menfaatine aykırı koşulların sözleşmeye dahil olabilmesi "sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlı" tutulmaktadır. Tacirlerin "ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü" bulunsa dahi, genel işlem koşulu denetimi göz ardı edilmediği unutulmamalıdır.
5- Ticari Faiz Serbestisi Riski
Ticari işlerde faiz oranının serbestçe belirlenebilmesi borçlu üzerinde ağır bir finansal yük doğurmaktadır. 6102 sayılı TTK m. 8: "(1) Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir. (2) Üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerlidir. Şu şartla ki, bu fıkra, sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmaz. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi'nin 16.11.2023 tarihli ve E. 2021/14, K. 2023/1058 sayılı ilamında; "Kredi, bankacılığın en temel ve en önemli işleri olmakla beraber, en riskli de faliyetidir." tespitiyle birlikte "6102 sayılı TTK mad. 8'e göre ticari kredi işlemlerinde temerrüt faiz oranının serbestçe belirlenebileceği" ifade edilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 24.12.2024 tarihli ve E. 2024/735, K. 2024/9325 sayılı kararında da "ticari hayatta çok güçlü firmaların iflasa gidebilecekleri ve bu firmalar ile ilişki içinde olan bankaların zarara uğramaları riskinin bilinen Ülkenin ekonomik ve politik konjonktüründeki ani değişikliklerin bazı dönemlerde kredi ve temerrüt faiz oranlarında husule gelen beklenmeyen artışlar ve takip prosedürünün ağır işlemesi nedeniyle artan faiz yükü, ticari hayatın tabiatında mevcut risk faktörü" olarak nitelendirilmiş; "yönetim kurulunun karar verme sürecinde fayda -sakınca fırsat risk analizi yaptığı, bu analizin çoğu zaman geleceğe ilişkin tahminde bulunulmasını gerektirdiği, tahmin kavramında yanılgının da bulunduğu" ve "verildiği tarihte isabetli görülecek bir kararın, daha sonra ortaya çıkan yeni olaylar sonucunda isabetsiz görülebileceği, bu nedenle Yönetim Kurulunun ve davalı diğer banka çalışanlarının özen borcunun gereğini yerine getirip getirmediği, dolayısıyla kusurlu olup olmadığının kararın verildiği şartlarla tarihe göre tayin edileceği" kabul edilmiştir. Dolayısıyla ticari işlerde yüksek akdi ve temerrüt faizi oranlarının serbestçe kararlaştırılabilmesi, gecikme halinde borcun katlanarak büyümesine yol açmaktadır.
Sonuç olarak, ticari sözleşmelerin etkin biçimde yönetilmesi, yalnızca yürürlükteki mevzuata uygun hükümlerin düzenlenmesiyle sınırlı olmayıp, tarafların faaliyet alanlarına, ticari ilişkilerinin niteliğine ve karşılaşabilecekleri ekonomik risklere özgü bir sözleşme mimarisinin oluşturulmasını gerektirmektedir. Bu doğrultuda, sözleşme hükümlerinin emredici hukuk kuralları çerçevesinde açık, öngörülebilir ve uygulanabilir şekilde kaleme alınması; hak ve yükümlülüklerin dengeli biçimde belirlenmesi ve olası uyuşmazlıkların henüz sözleşmenin kuruluş aşamasında öngörülerek gerekli hukuki güvencelerin tesis edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle sözleşme yönetimi, ticari ilişkilerde ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmeye yönelik bir araç olmanın ötesinde, risklerin önceden tespit edilmesini, ekonomik kayıpların sınırlandırılmasını ve ticari sürdürülebilirliğin güvence altına alınmasını sağlayan stratejik bir hukuki süreç olarak değerlendirilmelidir.
Av. Deniz Pırıl Akcan

Yorumlar